14 Şubat 2013 Perşembe

Siyah Zeytin

     Yazmaya karar verdim,bir süre sonra (yaklaşık yarım saat) büyümenin biyolojik anlamı karşıma çıktı.Bunu yaz,bunu atlama,en kırıldıgın konu bu aslında diye.Doku hücrelerinin büyümesi ve hücre kütlelerinin artmasıymış büyümek.Peki kalp kırgınlıgımın artması,yeni acılar cekmem,her büyüyen doku hücremde aynı oranda yaralanmam ne demekti ? Biyoloji açıklayamıyordu.Ben 10 yaşındaydım.Hücre kütlem artarken bin küfür etmem hayata?Cevapsız kalıyordu..10 yaşındaydım ve bunları sadece ben hissediyordum.Çocukken düştükten sonra dizlerimi kan içinde hatırlamıyorum,ve ben dizlerimin kan içinde olabilme ihtimalimin oldugu zamanları özlüyorum.

     Annem hurçları hazırlıyor,valizler zaten hazır,lazım olabilecek mutfak eşyaları da yavas yavas belirleniyor.Babam bulamayacagımız şeyleri söylerken siyah zeytine ve normal suya veda etmem gerektiğini anlıyorum.Radyoda kasetçalarda kral tv de dudaklarda Ali Güven - Yolcu şarkısı var.Onu dinleyip gidiyoruz,gittikçe uzaklaşıyoruz kendimizden,kalbimizden..Bunların yerini her gece Pınarla birbirimize sarılıp yatmak zorunda oldugumuz korku dolu geceler,kavgalar,cinnet anları alıyor.Çaresizliğin ne demek olduğunu hemen öğretiyor bize hayat.Bazı şeyleri anlamaya çalışmanın gereksiz olduğunu da..

     Hayır utangaç bir çocugum,sınıfımdaki arkadaslarımla veda etmek bile ölüm gibi gelirken sınıf ögretmenim onla vedalastıktan sonra bütün okulun sınıflarını gezip herkese veda etmemi istiyor.Tanınmış bir ailenin kızısın.Bunun verdiği sorumluluk beni herzaman itmiştir.Bütün okulla vedalaştıktan sonra kendi arkadaslarımın yanına gidip vedalaşıyorum.Mine..İlk okul arkadasım,sıra arkadasım.Ağlıyor.Cünkü göremeyecegiz bir daha birbirimizi.Ne zaman döneriz ne şartlarda okuluruz kimse bilmiyor çünkü.Neredeyse bütün sınıf bütün gün benimle,ders bile işlenmiyor neredeyse.Geziyoruz,yemek yiyoruz beraber,eğleniyoruz.Boğazımdan güvenle geçirdiğim son yemekti sanırım..Sonrası hep bir yumru gibi takılıyor çünkü.Güvensiz gibi,sevgisiz,eksik..

      Özbekistan,ismini duyuyorum bir yıl öncesinden..Babam anlatıyor nasıl günlerini geçirdiğini,üniversitesinin adını,bilgilerini,telefon numarasını ezberlememizi istiyor.Derken bir sene sonra şu an bile asla sebebinin kimde oldugunu bilmedigim bir nedenden ötürü biz de gidiyoruz.Şarkıdaki gibi ; ardımıza bakmadan..

     Uçakta zamanımı ağlayarak hatta böğürmekten yorgun düştüğümden uyuyarak geçiriyorum.Sonra sabaha karsı mı yoksa akşam üzerimi tam hatırlayamadıgım bir saatte Özbekistan'da oldugumuzu söylüyor babam.Ve   Emoş ağlamaya başlıyor.Annemin yanına fazladan aldıgı süt,su,yiyecek mamalar yetersiz gelmiş olacakki,su su su diye bütün havaalanını ayağa kaldırıyor.Babam sinirli,annem artık asla sinir sistemi düzelmeyecek şekilde yara almış zaten..Süt bulunuyor ve Emoş susuyor.Taksiye binip eve geliyoruz,Pınarla babam bizim okuyacagımız ilköğretim okuluna gidiyor,sonra da alışverişe.

     10 yaşındayım,o zamana kadar sesli konuşmayı akıl edememiş olacagım ki hep susuyorum.İçimden konuştugumu zannettiğim zamanlarda bile susuyorum.Sınıf öğretmenim Trabzonluymuş,Pınar eve gelince anlatıyor.Bütün sınıf arkadaşlarıyla tanışmış,onu sevmişler.Beni sevmeyecekler.Beni hiç sevmediler..Ertesi gün okula gitmedim,okula gitmem sanırım bir haftamı aldı.Gittiğimde ise oturacagım bir sıra bile yoktu.Bir insan kendine deger vermesse kimse vermez.Bunu şimdi anlıyorum.Şanslıyım,o zamanlarda da şanslıymışım ki okulun nöbetçileri bizim sınıftan oldugu için her gün iki sıra boş.Yani yeri gelince ben istemediğim birinin yanında da oturacağım.Beni üzse de ne anneme ne babama söyledim.Zaten annemin bizimle extradan ugrasacagı bir enerjisi de yoktu.

     Günlerimi kendi içimde berbat,sorduklarında harika gecirdiğimi söyleyip hiç uzatmadım.Alışmasam da alışmaya çalıştım.

     Rus bir kadının evini kiralamıştı babam.Kadın bi odaya kişisel bütün eşyalarını koymuş.Günlerce merak edip durdum,annemin de basının etini yiyince dayanamadı o kapıyı bize açtı.Bir sürü yeniyıl hediyeleri,süsleri,makyaj malzemeleri,çam ağacı ama herşeyden önce hulahop !! Yapabildiğim ender şeyler arasına hulahopu taa o zamanlardan kattım.O hulahopu dönerken Türkiye'ye getirmeyi cok istedim ama elbette mümkün değildi.Zamanla o sandık,içindeki süs eşyaları,makyaj malzemeleri (ki bunların içinde anneminkilerde var çünkü annem kadının rujlarını kullanmamıza izin vermiyordu ) benim oyun malzemelerim oldu.Pınar'ı da bu oyunlarıma alet ettim.Her gün bir kılıkta evde gezmeye başladık,çünkü annem olmadıgı sürece oraya alışana kadar dışarı çıkmamız yasaktı.

     Gittiğimiz aydan bikaç ay sonra da ilk kar düştü..Ama ne kar.Belime kadar geldiğini hatırlıyorum.Babamla okuldan sonra dısarı cıkıp kardanadam yapıp kartopu savaşı  yapardık.Şimdi düşünüyorum da babamın bizle ilgilendiği belki de son yıldı.Emoşla ise hiç..Çünkü o henüz 9-10 aylık bir bebekti.Babamın bir zamanlar bize karşı sevgi dolu oluşu ve göstermekten asla utanmaması bana çok garip geliyor.Ama bir yandan da Emoşun bunları hiç görmemiş olması çok acı.

     Sonra o kış çok ağır geçmesi ve annemin haklı stresi yüzünden yüz felci gecirmesi , Özbekistan'a daha fazla annemin tahammül edemeyecegini anladıgı ilk gündü.İnanılır gibi değil ama bir kadın,ilk önce eşini,sonra inancını,güvenini,samimiyeti,aşkını,sevgisini,özverisini sonra da güzelliğini kaybetti.Biz orada sadece 8 ay kalabildik.Acısıyla kavgasıyla ihanetiyle dayağıyla içkisiyle muazzez ersoyuyla 8 ay..8 asır,8 iyi hissi çaldı Özbekistan.Bir daha asla onaramayacak,yeri düzelmeyecek ve asla aile olunmayacaktı artık.Bunu anlamam da sekiz senemi aldı..

     Çok babacı büyümüş bir kız cocugu olarak Türkiye'ye dönerken babamın da gelmesi için bagıra bagıra aglayıp havaalanını inlettiğim günü unutmuyorum.Bir de o yaz tatili Türkiye'ye geldiğimizde tatil bittikten sonra tekrar aynı okuluma aynı sınıf arkadaslarıma kavusmamı..

     Gittik işte,vakit ayrılık vaktiydi..O gün tüm günlerden daha uzundu sanki..Herşey yaşanmıştı herşeyin bitmesi için..Sırada gitmek vardı.Giderken yanımıza sevgimizi,güvenimizi,saygımızı almayı unutmuştuk.

      Eylül 15 okulların açılma tarihi aynı zamanda doğum günüm.Sınıfa girdim,herkes şok oldu dönüşüme,biraz daha büyümüştü herkes.Birşey değişmişti sadece,onun dışında herşey aynıydı..11 yaşındaydım,Mine ağlıyordu,ve biz birdaha aile olamayacaktık.